2025 yılında 45 ülkenin 17’sinde iflaslar geriledi; bu, son dört yılın en yüksek düşüş oranı oldu.

2024 yılında ülkelerin %65’inde iflas oranları artarken, 2025 yılında bu artışın ivmesinde belirgin bir yavaşlama gözlendi. Dun & Bradstreet Worldwide Network (WWN) tarafından hazırlanan ve 45 ülkeyi kapsayan 2026 Küresel İflas Raporu’na göre, 2025 yılında küresel iflaslar %7 artarak yükselişini sürdürse de, bu oran 2024’teki %15’lik artışın oldukça altında kaldı. Aynı dönemde iflas artışı görülen ülke oranı da %69’dan %62’ye gerileyerek daha dengeli bir görünüme işaret etti.

Covid‑19 sonrası dönemde kamu desteklerinin geri çekilmesi ve hızlı parasal sıkılaşma, birçok ekonomide zayıf bilanço yapısına sahip firmaların sistemden çıkışını hızlandırırken; 2025 yılında enflasyonun küresel ölçekte ivme kaybetmesi, enerji ve gıda fiyatlarındaki gerileme ile birlikte maliyet şoklarının şiddetini azalttı. Bu çerçevede, özellikle enerji yoğun ve tüketiciye dönük sektörlerde faaliyet gösteren işletmeler açısından operasyonel baskılar önceki yıla kıyasla daha yönetilebilir hale geldi. Ancak bu iyileşme homojen bir tablo sunmadı. Finansal koşulların gevşemesine rağmen kredi kanallarındaki seçiciliğin sürmesi, yüksek borçlu ve kısa vadeli finansmana bağımlı firmalar için kırılganlığı korudu. Özellikle küresel ticaret akışlarına entegre, ithalat girdilerine veya ihracat pazarlarına yüksek oranda bağlı sektörlerde, ticaret politikalarındaki dalgalanmalar ve tarife kaynaklı belirsizlikler firmaların nakit akışı ve planlama kabiliyeti üzerinde baskı yaratmaya devam etti. Bu ayrışma, 2025 yılında iflas dinamiklerinin ekonomi geneline yayılmak yerine belirli sektörler ve ülke grupları etrafında yoğunlaşmasına neden oldu.

2021–2025 dönemine bakıldığında, küresel iflasların pandemi sonrası dönemde yıllık ortalama yaklaşık %9 büyüme gösterdiği görülüyor. 2025 yılında iflas artışları özellikle Arjantin (%64,6), Yunanistan (%48,8), Hong Kong (%44,6), Suudi Arabistan (%44,4) ve İsviçre (%40,5) gibi ülkelerde öne çıktı. Buna karşılık Kolombiya (%-71,4), Endonezya (%-45,7), Belarus (%-35,4) ve Kazakistan (%-31,5) gibi ülkelerde güçlü düşüşler kaydedildi .

Türkiye özelinde bakıldığında, kademeli gevşeme döngüsüne rağmen finansman koşullarının oldukça sıkı kalması nedeniyle 2024 yılında iflaslar %23 oranındayken, 2025 yılında %28,7’ye kadar çıkarak yükselişini sürdürdü. Bu artış, yüksek reel faiz ortamı, krediye erişimdeki zorluklar ve sıkı finansal koşulların özellikle KOBİ’ler üzerinde yarattığı baskıyı yansıtmaktadır. Bölgesel olarak değerlendirildiğinde, Doğu Avrupa ve Orta Asya’da toplam iflaslar 2025 yıllık bazda %4,8 azaldı. Bu iyileşme, Kazakistan, Belarus ve Rusya’daki belirgin düşüşlerden kaynaklandı. Buna karşılık Türkiye ve Ukrayna’daki iflas sayıları, sıkı finansal koşullar ve savaş kaynaklı aksaklıkların yarattığı baskı nedeniyle, önceki yıla göre anlamlı oranda arttı. Romanya’da ise yalnızca sınırlı bir artış kaydedildi.

Avrupa genelinde iflaslar artmaya devam etse de artış hızı yavaşladı. Batı ve Orta Avrupa’da iflaslar 2025’te %5,4 artarken, önceki yıllara kıyasla daha dengeli bir görünüm sergilendi. Faiz indirimlerinin etkisi kademeli olarak hissedilmeye başlanırken, kredi koşullarındaki sıkılık ve ekonomik belirsizlikler işletmeler üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor.

Sektörel bazda bakıldığında, 2026’ya girerken, iflas baskısının belirli sektörlerde yoğunlaştığı dikkat çekmektedir. Özellikle inşaat, perakende ve konaklama ve hizmet sektörleri, yüksek faiz ve talep hassasiyeti nedeniyle birçok ülkede iflasların önemli bir bölümünü oluşturmaya devam etmektedir. Bu sektörlerin ortak özelliği; düşük kâr marjları, yüksek işletme giderleri ve finansman maliyetlerine karşı hassasiyetlerinin yüksek olmasıdır.

Özellikle inşaat sektörü, birçok bölgede faiz oranlarına en duyarlı sektör olarak iflaslarda öne çıktı. Yüksek faiz oranlarının proje finansmanını zorlaştırması, maliyet enflasyonu ve talepteki yavaşlama birleşerek şirket bilançoları üzerinde ciddi baskı yaratmaktadır. Bu durum, hem gelişmiş pazarlarda hem de APAC bölgesinde küçük ve orta ölçekli firmalar için belirgin bir kırılganlık alanı oluşturmaktadır.

Perakende ve konaklama sektörlerinde ise tüketici talebindeki dalgalanma, artan operasyonel maliyetler (kira, enerji, iş gücü) ve fiyatlama gücünün sınırlı olması öne çıkan risk faktörleridir. Özellikle Kanada gibi pazarlarda bu sektörlerdeki işletmelerin marj baskısı altında kaldığı ve nakit akışı yönetiminde zorlandığı vurgulanmaktadır.

Buna ek olarak, bazı büyük ekonomilerde üretim ve hizmet sektörleri de talep zayıflığı ve maliyet baskılarının etkisiyle risk altında kalmaya devam etmektedir. Özellikle Çin gibi pazarlarda iç talepteki toparlanmanın sınırlı kalması ve dış talepteki oynaklık, bu sektörlerdeki şirketlerin finansal dayanıklılığını test etmektedir.

2025 yılı, küresel ekonomi açısından belirgin bir normalleşme ve dengelenme sürecine işaret etmiştir. Enerji ve gıda fiyatlarındaki gerileme, enflasyon baskılarının azalması ve önde gelen merkez bankalarının parasal gevşeme yönünde attığı adımlar, küresel ölçekte finansal koşulları görece iyileştirmiştir. Bu gelişmeler, iflaslardaki artış hızını belirgin biçimde yavaşlatmış; ancak iflas seviyeleri, pandemi öncesi dönemin üzerinde kalmaya devam etmiştir.

2026 yılına yönelik görünüm ise temkinli bir iyimserlik çerçevesinde şekillenmektedir. Ticaret politikalarına ilişkin belirsizliklerin halen yüksek seyretmesi, jeopolitik risklerin devam etmesi ve özellikle borçluluğu yüksek firmalar için finansmana erişimdeki kırılganlıklar, iflasların yeniden yukarı yönlü bir eğilime girmesine neden olabilecek başlıca risk unsurları olarak öne çıkmaktadır. Buna karşın, küresel iş dünyası güveninde gözlenen toparlanma, finansal koşullardaki kısmi rahatlama ve tedarik zincirlerinde gözlenen normalleşme, ekonomik aktiviteyi destekleyerek bu riskleri dengeleyen temel unsurlar arasında yer almaktadır.

İflas tablolarını daha ayrıntılı inceleyebilmek için raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.